28 Eylül 2017 Perşembe

ÜÇÜNCÜ KILIÇ İzmir'in Kurtuluşu ve Yüzbaşı Şerafettin Kemal Arı Bir Kitap Bin İnsan

ÜÇÜNCÜ KILIÇ İzmir'in Kurtuluşu ve Yüzbaşı Şerafettin Kemal Arı Bir Kitap Bin İnsan


Memleketimin asil kızı, Cumhuriyetimin de ak yüzüdür İZMİR. 9 Eylül 1922 sadece İzmir'in kurtuluşu mudur sizce? Elbette değil bilakis şanlı Türk ordusunun büyük bir cesaretle ve yokluklarla Batı emperyalizminin karşısında kazandığı büyük bir onur ve başarıdır. Tarihimiz unutulmaması gereken kahramanlarımızla doludur. Bu kahramanların asla unutulmaması gereklidir. Haşa unutma evresinde girdiğimizde asırlarca ülkemizi yok etmek isteyen Batı amacına bir adım daha yaklaşır. Bu kitap unutulmuş bir kahraman olan Yüzbaşı Şerafettin'i bizlere bir kez daha hatırlatıyor ve unutlmaması gerektiğinin altını çiziyor.

Türkiye ve İzmir yıllar sonra Prof. Dr Kemal Arı'nın ÜÇÜNCÜ KILIÇ İzmir'in Kurtuluşu ve Yüzbaşı Şerafettin kitabıyla tanıyor gerçek bir kahramanını. Arı, yalın anlatımıyla tarihte yok olmak üzere olan bir kahramanı yeniden diriltmeye çalışıyor bu kitabında. Bunu yaparken zengin bir belge ve fotoğraflarla, yanlış bilgileride deşifre ederek sunuyor ve doğruyu göstermeye çalışıyor bize.

Kitap sadece Yüzbaşı Şerafettin'in hikayesi değil bilakis büyük taarruzdan, İzmir'in kurtuluşuna kadar ve İzmir'in işgalininde ne kadar kanlı olduğunu anlatıyor. Hatta günümüze kadar süren bir tarihi yok etme, değiştirme dalaverelerini ve tarihi kahramanlarımıza karşı büyük bir vefasızlığı gözler önüne seriyor. Bir kentin yok edilen tarihi ve tarihinden uzaklaştırılan İzmir'i okuyacaksınız bu kitapta.


Kitaba kısaca değinmek gerekirse. Kurtuluş savaşımızın en yakın takipçisi ve destekçileri olan Buhara Cumhuriyeti (bugünkü Özbekistan) , İstanbul hükümeti yerine Ankara hükümetinin yanında yer almış hatta bazı gönüllüler kurtuluş savaşımızda destek vererek gönüllü olarak Türk ordusunun yanında savaşmışlardır. Buhara Cumhuriyeti biri Mustafa Kemal Paşa, biri İsmet paşa ve biri de İzmir'e girecek olan Subaya verilmek üzere üç kılıç ile çeşitli değerli hediyeler ve para yardımı yapar. Üçüncü kılıç sahibini beklemeye başlar. Batı Anadolu 15 Mayıs 1919 da yunanlılar tarafından işgal edilir. Anadolu yunan postalları altında ezilmekte ve yunan orduları Bursa, Eskişehir, Kütahya ve Afyonu ele geçirir. İşgal kanlıdır, köyler yakılır insanlar acımasızca öldürülür taş üstünde taş bırakılmaz. İzmirin işgali kadar geri alınmasının ne kadar kanlı olduğuna dair dipnotlar sizi bekliyor bu kitapta. Başkumandanlık Meydan Muharebesiyle Yunanlılar geri püskürtülmeye başlar, yunanlılar İzmire doğru geri çekilirken yine yağmalar, yakar ve öldürür. Yunalıları kovalayan taburlardan birinin komutanıdır Yüzbaşı Şerafettin. Günlerce at üstünde diğer silah arkadaşlarıyla birlikte düşmanı anadolu topraklarından çıkarmayı başarır. Tarih 9 Eylül 1922 yi gösterdiğinde Yüzbaşı Şerafetinin taburu İzmire girer ve hükümet konağında asılı bulunan yunan bayrağı indirilerek yerine Türk bayrağı çekilir.Yüzbaşı Şerafettin İzmirin fatihi ilan edilir. Üçüncü kılıç kendisine hediye edilir. İzmir kurtulmuş ve bir kahramana sahip olmuştur. Tüm yurt ve yabancı basın bu önemli anı ve Yüzbaşı Şerafettini ve Türk ordusunun başarısını konuşmakatdır. Kitap belli bir sayfaya kadar insanın milli duygularının kabarmasına neden oluyor. Bir yüzbaşının nasıl bir anda bütün bir halkın kahramanı olduğunu ve ardından yavaş yavaş unutulduğunun anlatıldığı sayfalara geldiğinizde ise yutkunmakta zorlanıyorsunuz. Bir kahramanın İzmir'i kurtarırken patlayan bombanın etkisiyle aldığı yaralar sonucunda sağlığının nasıl bozulduğunu, ikinci bebeğini kaybetmesi, hastalığı nedeniyle erken emekliye ayrılmak zorunda oluşu, maddi sıkıntılar, eşini kaybetmesi, kızının okul taksitini ödeyemez hale gelmesi ve daha pek çok kötü yaşam koşullarına rağmen sahip olduğu kılıçı satmayı redederek bu kılıç Türk ulusunun malıdır diyerek İzmir müzesine hibe etmesinin nasıl bir onurlu davranış olduğunu gösteriyor bize. Yaşadığı büyük sıkıntılar ve vefasızlığa karşı asla ülkesi ve silah arkadaşlarını adına tek bir kötü cümle dahi kurmayan Yüzbaşı Şerafettin 1951 de vefat ediyor. O değerli kılıç ise kayboluyor.

9 Eylül de artık adı geçmeyen, anılmayan bir kahraman Yüzbaşı Şerafettin. Hatta bazı düzenbazlar işi o kadar ileriye götürüyor ki TRT gibi bir kanalda İzmire ilk girenin kendi babası olduğunu söylemek cüreti gösteriyor ve buna hiç kimse itiraz etmiyor. Lakin Yüzbaşının Şerafettin'in kızı Gönül hanım Türk halkının vefasızlığına inat kendi mücadelesiyle yılmadan ekranlarda yalan yanlış bilgilere karşılık belgelerle cevap veriyor ve babasının İzmir e giren ilk subay olduğunu ispatlayarak babasına olan vefa borcunu ödüyor.

Kitap yüzümüzün kızarmasına, utanmamıza neden oluyor. Cehaletimizi ve tarihimize yeteri kadar sahip çıkmadığımızı bir kez daha tüm gerçekliğiyle yüzümüze vuruyor. Kitabı İzmir'in Fatihi olan Yüzbaş Şerafettin İzmir'i tanımak ve anısına saygı duymak için alıp okumalı ve okutmalıyız. Neredeyse 4,5 milyonluk İzmir'de bu kitaptan haberdar olmayan, Yüzbaşı Şerafettin'i tanımayan milyonların olduğuna inanıyorum. Zira bunun tam aksi olsaydı eğer her 9 Eylül'de büyük kutlamalara neden olan kurtuluş etkinliklerinin gerçek ruhunu yansıtmadığının farkına varılabilirdiniz. 9 Eylül'ü kutlarken İzmir'in fatihi Yüzbaşı Şerafettin'den bahsetmemenin ne kadar acınacak ve utanç duyulacak bir durum olduğunu görebilirdiniz. Bu kitabı önce tüm İzmir sonra tüm ülkem okumalıdır.

Prof. Dr. Kemal Arı'nın titiz bir çalışma sonrasında bizlere armağan ettiği bu önemli kitabın çok okunması, başta İzmirliler olmak üzere tüm yurttaşlarımızın tarihimize ve gerçek kahramanlarımıza ve onların nezdinde bu vatanı bize bırakan isimsiz kahramanlarına sahip çıkılması dileğiyle.
Memleketimin asil kızı, Cumhuriyetimin ak yüzü sevgili İZMİR'im İzmirin fatihi Yüzbaşı Şerafettin'e, yok olan tarihine sahip çık.


28 Eylül 2017 Heidelberg

7 Eylül 2017 Perşembe

Gün O Gündür Banu Avar Bir Kitap Bin İnsan

'Gün O Gündür' Banu Avar Bir Kitap Bin İnsan
Mezbaha da ayakları bağlanmış ve kesilmeyi bekleyen kuzular gibiyiz. Ülkemiz üstünde oynanan yüz yıllık oyunları hala göremiyor ve bizlere hazırlanıp tepsi içinde sunulan siyasi partiler arasında ben sen kavgası yaparak zaman kaybediyoruz. Oysa ki ne bizim onlardan, neden onların bizden farkı yok. Hepimiz bu ülkeyi oluşturan halkız. Ve halk olarak gerçek düşmanı görmeye ve vatan için artık mücadele etmeye mecburuz. Bu nedenle Banu Avar'ın 'Gün O Gündür' kıtabı okunmalıdır. Çünkü söz edilen 'O Gün' aslında 'Bugün'dür.

Türkiye ve ortadoğu küresel güçlerin kıskacında. Devir lozan anlaşmasının intikamının alındığı bir devir. Hatırlayalım Lozan görüşmelerinde İngiltere dışişleri bakanı Lord Curzon, İsmet İnönü'ye 'Müzakerelerde sizden istediğimizi alamıyoruz. Ama unutmayın, bugün reddettiklerinizi yarın cebimizden çıkarıp önünüze koyacağız.' demiştir. Bügünlerde yaşananlarda tam budur.
Başarılı araştırmacı gazeteci Banu Avar, 'Gün O Gündür' kitabında delilleriyle küresel çetelerin çevirdikleri oyunları bir araya toplayarak bizlerin dikkatine sunmuştur. Batı'nın Türkiye ve ortadoğu çoğrafyasından beklentileri ve bu beklentileri elde etmek için çevirdikleri dümenleri ve kanlı oyunları görmemizi sağlıyor bu kitabında.

Gün O Gündür kitabı yazarın 2010 ile 2012 yıllarında ülkemizde ve çevre ülkelerde yaşanan politik gelişmeler dair günlük kaleme aldığı yazılarından oluşuyor. 2010 yılında gerçekleştirilen yeni anayasa referandumunun kimler tarafından istendiğini, bu günlerde kırgınlıklar yaşadığımız Merkel'den tutun AB konseyi yetkililerinin, ABD 'nin derin devlet sözcülerine kadar herkesin desteklediğini bir kez daha hatırlıyoruz. Financial Times'tan Deplhin Strauss'un, 'Geri kalan anayasa değişiklikleri de yavaş yavaş gündeme gelecek' demesi ile önümüzdeki yılarda yeni referandumların bizi beklediğini gösteriyor. Hatta Batı bu anayasa değişikliği bize resmen dayatıyor. 8 Temmuz 2010'da AB komisyonu sözcüsü Ferran Tarradellas Espuny de 'Türkiye, AB yolunda ilerlemek için, 12 Eylül'de ki referandum da anayasa değişiklik paketini kabul etmelidir!' diyor. Buna benzer daha pek çok örneklerle karşılaşabieceğiniz kitapta yazar gelecek yıllarda Anayasanın kökten değiştirileceğini söylüyor. Çünkü Türkiye'yi bölüp zengin yeraltı kaynaklarını ele geçirmek için bir kukla devlet Kürdistan'ı kurmanın BATI'nın hedefi olduğunu kanıtlarıyla yazıyor. Yazar bunları 2010 yılında yazıyor ve bizleri uyarmasına rağmen, gelecekteki bizi bekleyen tehlikeleri söylemesine rağmen bizler önlem almıyoruz. Ve 16 Nisan2017'de yine Batı'nın istediği bir anayasa değişikliği için referanduma gidiyoruz. Ve hepimiz gördük ki Batı amacına ulaşmak için hile gibi her türlü yola başvurarak istediğini alıyor.

Banu Avar Türkiye'yi bekleyen tehlikenin BÖLÜNME olcağının altını çiziyor bu kitabında. Bunun nedenini ise 2000 yılında Ecevit, Bahçeli, Yılmaz hükümetin imzaladığı ve 2003 'de AKP tarafından onaylanan BM'nin bize dayattığı 'İKİZ YASALARI' dır. İkiz yasaların özelliği,halkların, mezheplerin yani farklı toplumsal kökenlere sahip olanların 'kendi kaderini tayin etme' hakkı veriyor. İkiz yasalar Ulus devletinin intiharıdır.

Gün O gündür kitabı gerek ikiz yasalarda olduğu gibi halktan kaçırılarak imzalanan anlaşmaların ve sürekli gündemin değiştirilmesi ile gözümüzden kaçırılan pek çok olayın perde arkasını anlatan tarihi bir delil niteliğinde.

Yazar bu kitabında Suriye savaşına dair, Batı'nın kirli oyunlarını, anlaşmalarını, itişmelerini yarattıkları katilleride kanıtlarıyla bize sunuyor. Batı'nın bölge üzerindeki emellerine ulaşabilmesi için Türkiye'nin ana kilit görevinde dolayısıyla hedefte olduğunu belirtiyor. Kitapta Türkiye ve ortadoğudaki cehennemin asıl amacının petrol ve zengin yeraltı kaynaklarının oluşturduğunu ve bunu elde etmek isteyen Batı'nın çevirdiği, yazdığı, söylediği herşeyi aktırıyor bize. Yani bu kitap katilleri, çeteleri, doymak bilmeyenleri, hainleri ve en önemlisi dikkat etmemiz gereken gerçek düşmanları gösteriyor. Okudukça görmediğiniz gerçekler canınızı fena yakacak ve sizi fena kızdıracak.

Araştırmacı gazetecilik denince akla ilk gelen isimlerden biridir Banu Avar ve yeri doldurulamayacak ender insanlarımızdandır. Yıllardır içinde olduğumuz ve bizi bekleyen tehlikeleri gerek sanal ortamlarda gerekse köy köy, kasaba kasaba gezerek anlatıyor ve halkını bizleri bilgilendirmeye devam ediyor. Banu Avar gibi değerli aydınlarımızın daha fazla kişilere ulaştırmak ise bizleri görevidir. Çünkü aydınlığa çıkmanın tek yolu okumak ve gerçekte yapılmak isteneni anlayabilmek ve anlatabilmektir.

Gün O Gündür kitabını mutlaka okumalısınız, sevdiklerinize armağan etmelisiniz. Bu kitapta öğrendiklerinizi çevrenize anlatmalısınız. Bu kitabı okuduktan sonra ülkemiz üzerinde oynanan oyunları, Batı'nın figüranlarını daha rahat görebilir ve bizlerin halk olarak yapması ve atması gereken adımları en kısa zamanda görüp doğru bir şekilde atabiliriz.

'Gün O Gündür' kitabı buz kadar soğuk, bıçak kadar keskin. İhanet çemberine dahil olanları gördüğünüzde içinizde büyük bir öfke patlaması olacak. Çünkü iç içe geçmiş, güvenerek oy verip meclise taşıdığımız liderlerin pasifliğini, etkisiz eleman olarak kalışlarını ve neredeyse 70 yıldır tedavi etmek yerine ihanete yenilerinin eklemesi, fırsat verilmesi, göz yumulması ihanetin açık bir resmidir. Bu ihmalkarlığın yarattığı yıkım Vezüv ve Etna yanardağlarını patlaması sonrasında oluşabilecek  yıkımdan daha büyüktür. 

'O Gün' aslında 'Bugün' sarsılmanın ve uyanmanın vakti geldi.

7 Eylül 2017 Heidelberg



3 Temmuz 2017 Pazartesi

Necip Hablemitoglu 'KÖSTEBEK' Bir Kitap Bin İnsan

Yazarının ölümüne neden olan kitap KÖSTEBEK.

Yıl 2002. Dr. Necip Hablemitoğlu, "Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olma yolunda, devrimlerden dönüş sürecinin sancılarını yaşıyor' diyor ve kendince mücadele etmeye başlıyor ve bu mücadelesini de hayatıyla ödüyor. Köstebek kitabı çok açık net olarak, Fettullah Gülen'in derin devlet örgütlenmesinin Türkiye Cumhuriyeti’ne ağır ve yakın bir tehdit olacağını anlatıyor. Bu amaçla çok uluslu istihbarat ilişkilerine girdiğini ve küresel güçlerin desteğini aldığını örneklerle isim isim deşifre ediliyor kitapta. Cemaatin devletin hemen hemen tüm kurumlarına sızdığını, özellikle Vali, Kaymakam ve Yargı kadrolarıyla emniyet teşkilatının istihbarat kadrolarında önemli mevkileri ele geçirdiklerini anlatıyor. Hrant Dink cinayeti için hazırlanan senaryonun arkasında Gülen cemaatinin olduğunu, cemaatin kendine engel olan Atatürkçü ve laik isimlere nasıl kumpas ve iftira atarak itibarsızlaştırdıklarını, devletin tüm kademelerini ele geçirmek için nasıl sinsi planlar yaptıklarını ve bunları yaparken doğru olmayan, hukuğa aykırı yolları tercih ettiğini açıkca belgeleriyle okuyabileceksiniz. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkan Saylan'a yapılan yok etme projesinin asıl nedeni de ayrıntılarıyla yer alıyor kitapta. ÇYDD'nin neden Fettullah Gülen'in hedefi haline gelme nedeni, Gülen cemaatinden kaçan gençlerin cemaatin kirli iç yüzünü anlatmaları ve bu hikayelerin kitap hale getirlmesi ve cemaate karşı davanın açılmasında en etkin gücü bu derneklerin oluşturmasıdır. ÇYDD ve Türkan Saylan'ın linç edilme nedeni bu. Ayrıca bu vakıflar, Gülen ve diğer İslamcı cemaatlerin tuzağına düşüp sonra bu cemaatlerden kurtulmak isteyen gençlere hem yardımcı oluyor hemde burs veriyorlar. Onlara Cumhuriyet devrimlerini ve aydınlanmayı anlatıyorlar.

Gerek Köstebek kitabı gerekse Bergama dosyasında ele aldığı konularla hem Alman istihbaratının hemde Cemaatin hedefi haline geliyor Hablemitoğlu. Ve bir vatansever ve gerçek bir Atatürkçü 18 Ararlık 2002 de evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Cinayette kullanılan mermiler ABD üretimi olup ve hedefe girdiğinde öldürücü etkisi fazla olan bir mermi çeşidi olduğu ortaya çıktı. Beyne sıkılan bu kurşunlar sigorta atışı yani garantili öldürme atışı olup hedefin düşüncelerinden dolayı öldürüldüğünün kanıtıdır. Hablemitoğlu'nun katili ülkemizi bugün kü duruma yani içinden çıkılması zor bir bataklığa çeviren ve ülkemiz topraklarında gözü olanlardır. Yazarının ölümüne neden olan kitap KÖSTEBEK'i , ne yazık ki Necip Hablemitoğlu tamamlayamamış ve yazdıklarından rahatsız olanlar tarafından susturulmuştur. Kitap eşi Şengül Hablemitoğlu tarafından bitirilip yayımlandı. Türkiye ve Türklüğü yok etmek isteyen güçler, bu zamana kadar aydınlatılamamış faali meçhul cinayetleri işlemiş ve işlenmeye devam edecektir. Cumhuriyet şehidi olan gercek bir atatürkçü ve türklüğü benimseyen Necip Hablemitoğlu'nun bu kitabını zaman kaybetmeden okumanızı önerir ve Necip Hablemitoğlun'a da diğer faili meçhuller gibi sahip çıkılmasını ve unutulmamasının gerektiğini hatırlatırım. Ülkemiz bol miktarda hain yetiştirirken Hablemitoğlu ve diğerleri gibi ender de olsa değerli isimler yetiştiriyor. Fakat bu isimlerde emperyalizmin hedefi haline geliyor. Tüm faili meçhul cinayetlerde silahı çeken el farklı olsada, o ele o silahı ve o silaha o mermiyi koyan el aynı eldir.

Okuyun ve okutun.

20 Ocak 2003 Heidelberg

Hanefi Avcı 'Haliç'te Yaşayan Simonlar' Bir Kitap Bin İnsan


Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüm devlet kurumlarının kof olduğunu, basit sorunları bile çözme yeteneğine sahip olmadığını, yetersiz teknoloji, yetersiz istihbarat toplama ve benzeri alanlarda ne kadar ağır ve yavaş çalışıldığına şahitlik ediyoruz. Hanefi Avcı'nın polislik mesleği gereğince ve görev aldığı şehirlerde ki olayların ve anılarının özellikle 1980'li yıllarda yaşanması ve o yıllarda Türkiye'nin pek çok konuda ne kadar yetersiz olduğunu tüm çıplaklığı ile anlatıyor yazar. Kitabı okurken 90 yıllık cumhuriyetin nasıl ayakta kalmış şaşıracaksınız. Ihaleler hileli, tapu, trafik, gümrük ve daha bir çok devlet kurumunda rüşvetciliğin, adam kayırmacılığının ve torpilin normal hale geldiğini Avcı'nın anılarıyla ve tecrübeleriyle öğreniyoruz. Bizler saf saf yaşarken birileri haksız elde etikleri paralarla salatanat hayatı sürüyor. Mit'in, pkk, dhkp/c ve mersinde örgüt ayağı oluşturulan müslüman kardeşler gibi daha pek çok konuda bilgisiz olduğunu şans eseri bazı olayları çözmeleri devlet kurumlarımızın acemice çalıştığını anlatıyor bize. Bu ciddi konularda yabancı istihbaratının bizim ihtibaratımızdan daha çok bilgi sahibi olduğunu da anlatıyor yazar. Özellikle PKK'nın ne olduğunu Almanlar öğretiyor bize. Devletin veya devletin arkasında ki gizli ellerin, kasıtlı olarak psikolojik harekatta bulunarak halkı birbirine karşı kullandığı yani devlet, halkını rejime muhalefet edenlere karşı kışkırtmış, bizzat kendi vatandaslarını yine kendi vatandaşları olan rejim muhaliflerine karşı fiili saldırılarda bulunması için kullanmış ve kullanmak istemiştir.
Kitabın can alıcı bölümü ise ikinci bölüm. Cemaatin sinsice çalışarak devleti oluşturan kurumların yerle bir olduğunu, koca devletin içten içe eridiğini, adalet ve güvenlik kurumlarının adaletsiz ve güvensiz hale nasıl dönüştürüldüğünü ve bu durumun farkinda olan devlet görevlilerinin buna karşı gelmediğini veya gelemediğini okuyacaksınız. Cemaat hileyle, yalanla sahte ve düzmece evraklarla, santajlarla, akla gelmeyecek çeşitli yöntemlerle kendilerine engel olabilecek ve önemli mevkilere sahip vatansever, Atatürkçü ve dürüst insanların hayatlarını karartarak, tuzağa düşürerek, haysiyetleriyle oynarak etkisiz hale getiriyor ve hedefledikleri sonuca hızlı adımlarla koşuyorlar. Hedefi Türkiye Cumhuriyetini yıkmak olan cemaatin gerçek yüzünü okuyabileceğiniz ender kitaplardan biri Haliç'te Yaşayan Simonlar. Çocuklarımıza bu kitapları ders kitabı olarak okutmaya ve cemaatin ne kadar tehlikeli bir yapı olduğunu göstermeye mecburuz. Bu kitap 90 yıllık Türkiye cumhuriyetinin nasıl yıkılma aşamasına getirildiğini gösteren gerçek bir baş yapıt. Hala birileri bu ülkede herşey güllük gülistanlik türküleri söylüyorsa biliniz ki o kişi haindir. Elele tutuşup Türkiye Cumhuriyetinin yıkılışını izliyoruz. Bizi bu günlere getiren ve bizi yönetmek icin bizlerden oy alanlara, ben aydınım diye geçinip memleketin süreklendiği bataklıüı göremeyen sahtekarlara yazıklar olsun. Göz şöünde bulunan tüm isimler neredyese ihanetin bir aktörü halindeler. Yazıklar olsun damarlarında asil kan barındırmayan ve değerlerime saygı duymayan emperyalizmin uşaklarına... Bu truva atları her yerdeler ve bizleri kandırmaya devam ediyorlar. Herşeyi sorgulayın, kimseye inanmayın. Ve okuyun çok fazla okuyun. Önce bizler aydınlanmalıyız yoksa karanlığa gömüldüğümüzün farkına varamayacağız. Bize ışık sunanlar bizden değil.
2 Mart 2016 Heidelberg

24 Haziran 2017 Cumartesi

Mehmet Beşeri 'AKLIEVVELLER' Bir Kitap Bin İnsan

Bir Kitap Bin İnsan 'AKLIEVVELLER' Mehmet Beşeri




Padişahım Çok Yaşa, Bazen Turuncu, Bazen Kırmızı Devrim, Şifre/Bizim Ölülerimiz, Godoşname kiaplarında ele aldığı, Türkiye'nin siyasi tarihinin görünmeyen yönlerini okuyucuya sunan ve yaptığı kökenbilimi ile ilgili araştırmalar sonrasında ülkemizdeki sanat, müzik, basın, siyaset ve devlet kamu ve kurumlarında ve daha pek çok alanda bulunanların Türk olmadığını, ve bu kurumların içimizdeki etnik kökenlerin yönetiminde olduğunu ve verdikleri zararı olay ve belgeleriyle açıklıyor. Hiç kimsenin inancı, ırkı, rengi, kilosu veya boyuna göre ayırt etmiyoruz ve karışacakta değiliz. Lakin söz konusu unsurlar ülkemizin dirlik ve beraberliğine zarar verecek bir boyuttaysa buna dur demek vatandantaşlık görevimiz olmalıdır. Ülkemizin içinde bulunduğu bu kaos ortamının sorumluluğunu tek başına iktidara yüklemek ise yapılabilecek en büyük hatadır. Bu kitaplar okunduğunda iktidarın yanı sıra muhalefet görevinde bulunanlarında aslında yıllardır ülkemiz üzerine oynanan oyunların bir parçası olduğunu ve dış güçlerin kontrolüyle hareket ettiğini göreceksiniz. Türkiyenin nasıl işgal altında olduğunu çok iyi anlatıyor bu kitaplar. Atatürkçü görünenlerin Atatürkçü olmadığını, Türk, Kürt görünenlerin Türklük ve kürtlük ile alakalarının bulunmadığını, dinadar görünerek bize islamı anlatanların aslında hiç birinin müslüman olmadığını kavramanıza, görmemize yardımcı olacak kitaplar bunlar. Mustafa Kemal Paşam'ın ölümüyle ülkemizin kimler tarafından yönetildiğini, ve ülkemizin bazen az bazen ne kadar çok emperyalizme peşkeş çekilişini anlatıyor bu kitaplar. Bu kitaplar okunduğunda 'Türkiyenin Hiçbir Zaman Türklerin' olmadığını anlayacaksınız. Bu anlamı çıkardığınızda ülkemizdeki mevcut oyunları ve kaynağını daha iyi idrak edebileceksiniz.

Yazarın son kitabı 'AKLIEVVELLER'e gelirsek yazar bu kitabında yukarıda belirtiğim tüm kitaplarının kısa analizini ve günümüz sorunlarına dair yazdığı makalelerini bir araya getirerek okuyucusuna sunmuş. Kitabın ismi her nekadar AKLIEVVELLER ise de, bu kitabın ana teması bizlerin ne kadar aklıevvelsiz oluşumuzdur. Yazar bu derdini en güzel şu paragrafı ile açıklıyor ve diyor ki; 'Bu toplum, Süleyman Demirel'i kabul etmeseydi, ne Özal, ne Çiller, ne RTE, ne Gül ne de benzer türevleri, bırakın bu ülkede politika yapmayı, cezaevlerinde meydancılık dahi yapamazlardı.' Türkiye'nin ve bizlerin gerçek sorunu burada gayet net ve açık. Görüyorsunuz suç bize ve suç işlemeye devam ediyoruz.

Sürekli olarak değiştirilen ve yaratılan suni gündemlerle bizler kandırılıyoruz. Bu nedenle yaşadığımız çağda kim hain kim değilin cevabını bulmakta zorlanıyoruz. Türkiye de hiç bir şeyin normal olmadığı çok açıktır. Gündemi iyi takip etmeli ve kim kime hizmet ediyor bunu çok iyi görmeliyiz. Her kalemizin işgal altında olduğu bir gerçektir. Türkiye gerçekten Türk'lerin olsaydı bugün bambaşka bir Türkiye de yaşıyor olurduk. Demek ki her suçu iktidara yamamak yandaş medyanın üzerine atmak yeterli değil. Bunların bizi kandırdığı su gibi aşikar. Esas dikkat etmemiz nokta bize Atatürkçü, solcu, demokrat, laik muhalefet gibi görünen kişilerin ne kadar bizden olduğu ve ne kadar empperyalizme kölelik ettiklerini görebilmektir. Beşeri'nin önceki kitaplarında bu isimler detaylıca anlatıldığı gibi bu kitabında da bu isimler verilmiştir okuyucu. Unutmayalım ki 'AKLIEVVELLER' i unutmamaya mecburuz bunun içinde aklıevvelsizliğimi okuyarak geliştirmeye ve günümüz sorunlarını buna gire analiz etmeliz. Kitapsız kalmayın, sevdiklerine pahalı eşyalar hediye etmek yerine kitap hediye edin. Karanlıklardan aydınlığa geçmemizin yegane yolu kitaptır.
Okuyun ve okutun!

24 Haziran 2017 Heidelberg



13 Haziran 2017 Salı

Ergün POYRAZ 'DİPLOMASIZ' Bir Kitap Bin İnsan

Yazdığı kitaplarla Recep Tayyip Erdoğan'ın uykularını kaçıran yazar Ergün Poyraz dan yine tartışılacak ve çok okunacak bir kitap Diplomasız.
Erdoğan'ın diplomasının tartışmaya açılmasıyla başlayan bir varmış bir yokmuş tarzı, yalanı dolanı bol entrikaları ve  kurtarıcıları tek tek belgeleriyle bu kitapta toplamış yazar. Hemen hemen her konuda dava açan Erdoğan nedense sözkonusu DİPLOMA olunca dava açmıyor ve bu durumu adeta görmezlikten geliyor. Erdoğan'ın imdadına yetişenler ise hazırladıkları sahte diplomalarla ve birbirlerinden habersiz yaptıkları açıklamalarla DİPLOMA olayını tamamen bir arapsaçına dönüştürüyor ve içinden çıkılmaz bir karmaşıklığa neden oluyorlar. Resmen kendi yalanlarında çamura saplanıyorlar. Hatta Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Marmara Üniversitesi diploma arşivi İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 18.07.2014 tarih ve 2014/573 D. iş sayılı kararıyla erişime engelleniyor. Olayın derinliğini siz düşünün.

Bende Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi mezunu olarak, Türkiye'de ki tüm üniversitelerinde bu fakülte 'İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi' olarak bilinir. Lakin Erdoğan'ın sahte diplomaları bu fakülte ismi nedense hep 'İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi' olarak yazmaktadır. Diplomasız kitabı Erdoğan'ı kurtarmak için kimlerin yalan söylemek için sıraya girdiğini açıkça yazıyor. Bu isimleri merak edenler kitabı alıp okumalıdırlar. Lakin CHP'den milletvekili Aydın Ayaydın denen sahtekarın (sahtekar diyorum çünkü CHP nin içine yerleştirilmiş bir truva atıdır. CHP değerlerine, ahlakına aykırı bir isimidir.) Erdoğanı savunmak için ortaya çıkması ve o yıllarda basına verdiği demeçi lütfen iyi hatırlayın. Hatırlamayanlar için Aydın Ayaydın'ın neler söylediğini burada hemen yazayım. 'Sayın Başbakan, İktisadi ve Ticari İlimler  Akademesi'ne bağlı 4 yıllık eğitim veren İktisat ve ticaret yüksekokul mezunudur. 1978-79-80 yıllarında okudu. Bende o dönemde asistandım, sınavlarına ve derslerine girerdim. Son derece iyi hatırladığım bir öğrencidir.' demiştir. Ayaydın bir yalancıdır ve yalanı ispatlanmıştır. Ayaydın'ın kim olduğunu başka bir yazıda daha detaylı yazacağım. Bu ve bunun gibi sahtekarların CHP den uzaklaştırılması gerekmektedir. Bu nedenle CHP de değişimi savunuyoıruz. CHP işgal altında diyoruz.

Diplomasız kitabının en can alıcı ve gerçekci bölümü ise Ömer Başoğlu ile ilgili bölüm. Ömer Başoğlu, Erdoğan'ın mezunuyum dediği Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden aynı yıl mezun olmuş biri. Ömer Başoğlu, Erdoğan'ın sınıf arkadaşı olması gerekirken, Erdoğan'ı hiç tanımadığını söylüyor. Ve Erdoğan'ın Diploma durumu ile ilgili olarak 'Recep beyin Diploma Kalpazanlığı' isminde bir video hazırlıyor. Başoğlu videoda mezuniyet yıllığını. diplomasının resmini, fakültesinin futbol takımı fotoğraflarını yayınlıyor. Bunların hiç birinde Erdoğan yok. Bu videodan sonra Ömer Başoğlu evinde ölü bulunuyor. Hazin bir hikaye.

Aslında hazin hikayeyi Türkiye ve bizler yaşıyoruz ama farkında değiliz. Emperyalizm bir kara cahili  başımıza musallat etti, kendi meşrutiyetini sağlamlaştırmak için teker teker tehlikeli gördüğü tüm organları yok ediyor ve hızlı adımlarla Başkanlık sistemini getirmek ve rahat bir nefes almak için canla başla çalışıyor. Savaş meydanlarında canımız pahasına kazandığımız bu topraklar DİPLOMASIZ bir truva atının eliyle Emperyalizme peşkeş çekiliyor.

Ülkemiz ortadoğu bataklığında yok edilmek isteniyor. Ülkemizde ve ortadoğuda halklar ayrıştırılarak bir sünni şii çatışmasına ortam hazırlanıyor. Emperyalizmin kan emicilerinin bu kirli oyunlarına bizler el ele vererek karşı durmalı ve bu topraklarda huzur ve barışı tekrartan sağlamalıyız. Bunun için bir olmaya mecburuz.

Diplomasızın diploması için çevrilen yanar döner oyunları ve bu oyunda rol olan sahtekarları tanımak için Ergün Poyraz'ın DİPLOMASIZ kitabını okuyun ve okutun.

13 Hazıiran 2017 Heidelberg





1 Mayıs 2017 Pazartesi

Banu AVAR 'ZEMBEREK' Bir Kitap Bin İnsan

Bir Kitap Bin İnsan 'ZEMBEREK' Banu AVAR

Kitap ince ama kaldıramayacağınız,  taşıyamayacağınız kadar ağır. 

'Türkiyenin geleceği Kürtlerdir' diyor Emperyalizm.


Zemberek, gözleri ve cepleri bir türlü doymayan ve dolmayan emperyalizmin ortadoğunun yer altı zenginliklerini ele geçirmek pahasına oynadıkları çirkin ve akıl almaz oyunların belgeleriyle okuyucuya sunulduğu değerli bir kitap.

Önce yeraltı zenginliğini ele geçireceğiniz ülke tespit edilir, senaryo zaten hazırdır. Bu senaryonun hayata geçirilebilmesi için kiralık insanlarda bize göre terör onlara göre özgürlük savaşçı (Öso, El Nusra, İşid vs.) bir çete kurulur. Bu çete silah ve para yardımlarıyla güçlendirilir ve basın medya aracılığıyla masum bir kılıf geçirilerek mevcut ülkenin diktatör başkanına yönelik baş kaldıran masum halk özgürlük için sokaklarda ve renkli devrimini yapıyor gibi haberlerle dünya medyasına sunulur. Dünya kamuoyunun desteğini almak için yalan ve mevcut ülkenin başkanını suçlayıcı haberlerle dünya kandırılır. Sahneye Hollywood yıldızları, iyilik melekleri kılığında ve özel yetiştirilmiş aktivistler girerek o ülkede yaşanan zulüm dünyaya aktarılır. O diktatörü yok etmek için bu özgürlük savaşçılarına gereken desteği vermeliyiz ve bu topraklarda çocuk ölümleri kadın ölümleri son bulsun edebiyatıyla ülke talan edilir.

Ortadoğuda dönen oyunların perde arkasıdır bu kitap. Bu kitabı okumadan yapılmak isteneni ve esas amacın ne olduğunu büyük bir kesimin anlaması zor. Ortadoğuyu kanan bulamak isteyenlerin kimler olduğunu ve katil sürüsünün baş aktörlerinin teker teker anlatıldığı bu kitapta ilginç ve bir o kadar da acı gerçeklerle karşılaşacaksınız. Siz siz olun kabul etmeniz için sunulan tüm bilgileri ve haberleri kabul etmeden önce eleştirin.

Ortadoğuda Irak, Suriye, Türkiye ve İran'dan parçalar kopararak ve bu zengin pertol yataklarının bulunduğu bölgede bir kukla devlet kurmanın kirli, sinsi oyunlara dair satırları okurken bazen sinirlenecek bazende okkalı bir küfürü basarak içinizdeki öfkeyi dışa vuracaksınız. Ülkemizdeki Kürt sorununun nasıl geliştirilip büyütüldüğünü ve bu kirli oyunun yavaş yavaş İran'a kaydığını göreceksiniz.

Yaratılan bu yapay senaryoda kimler yok ki. Baş aktörü, figüranı, haini, katili, yalanı, dolanı bol bir film bu.
Örneğin çoğu kadının aşık olduğu George Clooney'in 2015'te Güney Kaliforniya radyosuna verdiği röportajda, '1915 yılında Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı tartışma götürmez bir gerçektir.' demesi ve eşi Amal Clooney'in AHİM de ki soykırım davasında Ermenistanın avukatı olması gibi. Angelina Jolie'nin nasıl partılarak talan edilen ülkelerde iyilik meleği rolüyle oyuna dahil olduğunu ve bu kirli oyunda dönen paraları, bu oyuna maddi destek veren küresel sermaye çeteleri açıkca yazıyor bu kitap.

'Türkiyenin geleceği Kürtlerdir' diyen Türkiye uzmanı Hugh Pope'nin 2015 de verdiği röportajda; ' Türkiye'ye acil reformlar gerekiyor. Anayasa reformu, ademi-merkezziyetcilik, anadilde eğitim, terörle mücadele... Yürkiyenin geleceği Kürtlerdir. Türk hükümeti Öcala'ın imajını normalleştirmek adına önemli adımlar atıyor ama yetmez. Öcalan ile Erdoğan bir arada uluslararası bir ödül alabilir' diyor.

Bu dipnotu okuduktan sonra anayasa referandumunun neden yapıldığını anlayabildiniz mi?. Şimdi sırada Öcalan ve Erdoğan'a verilecek uluslararası bir ödül var. Ödül onların olsun biz ihaneti doğru görüp doğru anlayarak ortak çözümler üretelim yeterli. Bu topraklarda ve ortadoğuda emperyalizm hala amacına ulaşamadı ve amacına ulaşmak için daha çok cankıyımı yapılacak bu topraklarda. Bu kirli oyunun karşısında onurlu bir duruş sergilemeye ve ayrışmadan bir olmaya mecburuz.

Doğru ve araştırmacı gazetecilik alanında kendini ispatlamış Banu Avar'ın bu belge niteliğindeki değerli kitabı Zemberek'i okuyun ve okutun.

1 Mayıs 2017 Heidelberg.